22.03.2012
17.03.2012
Lovemark: Stone Island
Stone Island Roma
80's Casuals döneminin belki en kült markası. Özellikle dönemin İngiliz taraftarları arasında çok tercih edilen bir marka olması Stone Island'ı zamanla kült mertebesine eriştirmiş, bu da ilk olarak fiyatlara vurmuş. Bugün Avrupa tribünlerinde en çok tercih edilen şapka Stone Island şapkaları. Mont demiyorum çünkü en ucuzu nerdeyse 300 euro olan montolar haliyle çok ilgi görmüyor. Onun yerine The North Face Avrupa sokaklarını esir almış. Meraklasına İstinye Park Beymen Blender'da Stone Island ürünleri satılıyor.
5.03.2012
Positioning in Trastevere
Trastevere'de ıslak bir gece. Kulağımda A Single Man'in soundtrack albümünden Blue Moon, dolanıyorum. Trastevere'de zaten pek turist yok. Yağan hafif yağmur da varolanı otellerine kaçırmış. O saatte nerden aklıma geldi bilmiyorum ama tam konumlandırma üzerine düşünürken sokak arasında o güzel lokantanın tabelasını gördüm, çok düşünme payı bırakmadan içeri girdim. Niyetim pizzacı bulmaktı ama spagettide bu tabela için tercih edilebilir neden oldu.
İlk olarak çalışanların üzerine giydikleri tişört hoşuma dikkatimi. Bir lokanta için yapılabilecek en iyi tişörtü yapmışlar, logosu, arması rengi enfes. Duvarda asılı olduğunu da görünce satılık olduğunu düşündüm, doğru satılıkmış ama tükenmiş. Roma'ya benden önce ilk yolu düşene getirtmek üzere, ıslak Trastevere gecesine devam ettim.
Blue Moon | A Single Man Soundtrack
1.02.2012
13.01.2012
Ne Yaparsan Yap Bir Hikayesi Olsun
Hangi gazeteyle söyleşi yapmak istersin diye sorsalar aklıma ilk gelen Radikal olurdu.
Bağımsız bir sokak markasıyız. Ağırlıklı olarak futbol kültürü, tribün kültürü ve sokak kültüründen esinlendiğimiz ürünler üretiyoruz. İlk koleksiyonumuzu geçen yaz çıkardık. Bir kaç sene önce eBay’den futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili bir tişört sipariş etmiştik. Kalite olarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu da “Neden kendi istediğimiz ürünleri biz yapmayalım ki” fikrini doğurdu. Mottomuz “Şikâyet etme kendin yap.” Türkiye zaten tekstil cenneti. İki, üç tişört yaptık sonra kataloğumuzu genişlettik. Blog havasında bir internet sitesi yaptık. Ve sitemiz üzerinden çıkış yaptık. Az sayıda basılmış, özel ve herkes gibi giyinmek istemeyenlere hitap ettik. Aldığımız geri dönüşler de çok iyi oldu. İnsanlar bu tip ürünleri ya yurtdışından alıyordu ya da hiç alamıyordu. Tasarımını beğendiğimiz ürünlerin kalite bakımından vasat olması ortaya çıkış nedenlerimizden bir tanesi. Güçlü ve özgün tasarımın mutlaka kaliteli bir kumaş ve baskı türüyle desteklenmesi gerektiğine kanaat getirdik. Başkalarının yapmadığı da buydu aslında.
Röportajdan önce her ürünün bir hikâyesi olduğunu söylediniz...
Evet, biz her ne yaparsan yap bir hikâyesi olmalı diye düşünüyoruz. Her ürünün arka planında bir öykü var. Bu da ürüne değer katıyor. Derdimiz giydiğimiz şeylerin anlam taşıması, bizi anlatan bir şeyler ifade etmesi. Yoksa bir tişörtte anlamsız bir cümle yazdığında hoşumuza gitmiyordu. Biz ürünlerimizde hikâyeler üzerinden gittik.
Ürünleriniz sınırlı sayıda basılıyor değil mi?
100 adedi geçirmemeye çalışıyoruz. Sınırlı sayıda ürün üretmek önemli. Marka değerlerimizden birini de bu teşkil ediyor. Giyindiğimiz şeylerin az kişide olması o ürünü daha anlamlı kılıyor. Biten ürünler konusunda çok talep geliyor ama ikinci partiyi asla yapmıyoruz. Bu tavrın getireceği ticari dezavantajı ileride bol çeşitli koleksiyonlarla giderebileceğimizi düşünüyoruz.
Steve McQueen, Eric Cantona gibi isimlerin tişört ve sweatshirt’lerini yaptınız. Yerli isimler de olacak mı?
En sevdiklerimizden başlayalım dedik. Ben Steve McQueen’i çok severim. Ama Steve McQueen’le ilgili bir ürün bulamıyordum. Diğer markalar yeni yeni getirtiyor. Eric Cantona’yı yaptık. O başlı başına bir futbol kültürü objesi, onu es geçemezdik. Cantona bizim kitlemizin de seveceği bir isimdi. Cantona ürünü yapma fikri Ken Loach’ın ‘Looking For Eric’ filminden sonra aklımıza geldi. Güzel referans oldu bizim için. Türkiye’den isimler de yapılabilir ama biraz sıkıntılı bu işler Türkiye’de. Rıdvan Dilmen, Metin Oktay, Baba Hakkı gibi isimlerle ilgili çalışmalar yapmak isteriz. Futbol kültürü tarafından benimsenmiş isimler ya da alt kültüre ait isimler olabilir. Ama Türkiye’de tescil meseleleri de var. Bu konunun başımızı ağrıtmasını da istemeyiz. Rıdvan’ı yaptığımız zaman bir sıkıntı yaşayabiliriz mesela. Cantona en azından başımızı ağrıtmaz. (gülüyor)
Yeni ürünleri ne zaman gelecek?
Ultras Project bir arkadaşlık projesi şu noktada, hayatımızı idame ettirdiğimiz bir mecra değil. Ayrı işlerimiz var. Ultras Project tutkumuz. Bir arkadaşımız bankacı, biri iletişim sektöründe uzman yardımcısı. Mesaiden çıkıp baskıların başında duruyoruz, kumaş taşıyoruz, tatil günlerimizde sabahın köründe kalkıp tekstilcilere gidiyoruz. Tabii ki ticari bir iş, ürün satıp parasını alıyoruz. Geçen yaz koleksiyonunu ve kış koleksiyonunu biraz önce anlattığım şartlar nedeniyle biraz geç çıkardık. Yenileri bir kaç ay içinde hazır olacak.
Yeni ürünlerde kimler olacak?
Tasarım süreci spontan şekilde gelişiyor. Çok önceden tasarladığımız işler yok. Not defteri taşıyoruz devamlı. Anlık esinlenmelerden oluşuyor tasarımlar. Sonra tartışmasını yapıyoruz. Önümüzdeki sezon için yazar Jack Kerouac var mesela. Kerouac yol metaforu açısından değer verdiğimiz bir isim. Onunla ilgili Türkiye’de bir ürüne rastlamadım. Futbolla ilgili Roberto Baggio, yine Eric Cantona ve bir de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Socrates ile ilgili bir tişört yapacağız. Alt kültüre, sokak ve tribün kültürüne ait şeyler olacak.
(www.ultrasproject.com adresinde satılan tişörtler 20 ile 60 TL arasında)
Farklı sektörlerde çalışan üç arkadaş Asım Duman, Koray Özdemir ve Bilal Arıcı sokak, futbol ve tribün kültüründen öykülerini tişörtlerle anlatıyor. Tişörte taşıdıkları isimler arasında Steve McQueen, Eric Cantona gibi idoller var. 'Sokak markası' diye tanımladıkları Ultras Project'in hikâyesini Asım Duman anlatıyor
Ultras project nedir?Bağımsız bir sokak markasıyız. Ağırlıklı olarak futbol kültürü, tribün kültürü ve sokak kültüründen esinlendiğimiz ürünler üretiyoruz. İlk koleksiyonumuzu geçen yaz çıkardık. Bir kaç sene önce eBay’den futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili bir tişört sipariş etmiştik. Kalite olarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu da “Neden kendi istediğimiz ürünleri biz yapmayalım ki” fikrini doğurdu. Mottomuz “Şikâyet etme kendin yap.” Türkiye zaten tekstil cenneti. İki, üç tişört yaptık sonra kataloğumuzu genişlettik. Blog havasında bir internet sitesi yaptık. Ve sitemiz üzerinden çıkış yaptık. Az sayıda basılmış, özel ve herkes gibi giyinmek istemeyenlere hitap ettik. Aldığımız geri dönüşler de çok iyi oldu. İnsanlar bu tip ürünleri ya yurtdışından alıyordu ya da hiç alamıyordu. Tasarımını beğendiğimiz ürünlerin kalite bakımından vasat olması ortaya çıkış nedenlerimizden bir tanesi. Güçlü ve özgün tasarımın mutlaka kaliteli bir kumaş ve baskı türüyle desteklenmesi gerektiğine kanaat getirdik. Başkalarının yapmadığı da buydu aslında.
Röportajdan önce her ürünün bir hikâyesi olduğunu söylediniz...
Evet, biz her ne yaparsan yap bir hikâyesi olmalı diye düşünüyoruz. Her ürünün arka planında bir öykü var. Bu da ürüne değer katıyor. Derdimiz giydiğimiz şeylerin anlam taşıması, bizi anlatan bir şeyler ifade etmesi. Yoksa bir tişörtte anlamsız bir cümle yazdığında hoşumuza gitmiyordu. Biz ürünlerimizde hikâyeler üzerinden gittik.
Ürünleriniz sınırlı sayıda basılıyor değil mi?
100 adedi geçirmemeye çalışıyoruz. Sınırlı sayıda ürün üretmek önemli. Marka değerlerimizden birini de bu teşkil ediyor. Giyindiğimiz şeylerin az kişide olması o ürünü daha anlamlı kılıyor. Biten ürünler konusunda çok talep geliyor ama ikinci partiyi asla yapmıyoruz. Bu tavrın getireceği ticari dezavantajı ileride bol çeşitli koleksiyonlarla giderebileceğimizi düşünüyoruz.
Steve McQueen, Eric Cantona gibi isimlerin tişört ve sweatshirt’lerini yaptınız. Yerli isimler de olacak mı?
En sevdiklerimizden başlayalım dedik. Ben Steve McQueen’i çok severim. Ama Steve McQueen’le ilgili bir ürün bulamıyordum. Diğer markalar yeni yeni getirtiyor. Eric Cantona’yı yaptık. O başlı başına bir futbol kültürü objesi, onu es geçemezdik. Cantona bizim kitlemizin de seveceği bir isimdi. Cantona ürünü yapma fikri Ken Loach’ın ‘Looking For Eric’ filminden sonra aklımıza geldi. Güzel referans oldu bizim için. Türkiye’den isimler de yapılabilir ama biraz sıkıntılı bu işler Türkiye’de. Rıdvan Dilmen, Metin Oktay, Baba Hakkı gibi isimlerle ilgili çalışmalar yapmak isteriz. Futbol kültürü tarafından benimsenmiş isimler ya da alt kültüre ait isimler olabilir. Ama Türkiye’de tescil meseleleri de var. Bu konunun başımızı ağrıtmasını da istemeyiz. Rıdvan’ı yaptığımız zaman bir sıkıntı yaşayabiliriz mesela. Cantona en azından başımızı ağrıtmaz. (gülüyor)
Yeni ürünleri ne zaman gelecek?
Ultras Project bir arkadaşlık projesi şu noktada, hayatımızı idame ettirdiğimiz bir mecra değil. Ayrı işlerimiz var. Ultras Project tutkumuz. Bir arkadaşımız bankacı, biri iletişim sektöründe uzman yardımcısı. Mesaiden çıkıp baskıların başında duruyoruz, kumaş taşıyoruz, tatil günlerimizde sabahın köründe kalkıp tekstilcilere gidiyoruz. Tabii ki ticari bir iş, ürün satıp parasını alıyoruz. Geçen yaz koleksiyonunu ve kış koleksiyonunu biraz önce anlattığım şartlar nedeniyle biraz geç çıkardık. Yenileri bir kaç ay içinde hazır olacak.
Yeni ürünlerde kimler olacak?
Tasarım süreci spontan şekilde gelişiyor. Çok önceden tasarladığımız işler yok. Not defteri taşıyoruz devamlı. Anlık esinlenmelerden oluşuyor tasarımlar. Sonra tartışmasını yapıyoruz. Önümüzdeki sezon için yazar Jack Kerouac var mesela. Kerouac yol metaforu açısından değer verdiğimiz bir isim. Onunla ilgili Türkiye’de bir ürüne rastlamadım. Futbolla ilgili Roberto Baggio, yine Eric Cantona ve bir de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Socrates ile ilgili bir tişört yapacağız. Alt kültüre, sokak ve tribün kültürüne ait şeyler olacak.
(www.ultrasproject.com adresinde satılan tişörtler 20 ile 60 TL arasında)
31.12.2011
I told my friends your story
One journey for you and it's worth it.
One life with me and it's magic.
26.11.2011
Porque
Benimkisi blogspot altyapısıyla tumblr oynamak gibi. Bi' kaç foto bi' kaç video, altına da 2 satır yazı...
Turkish Depeche Mode
12.11.2011
Sinemanın Ozanı
Benim az konuşan adama saygım büyük. Terrence Malick az konuşur az film çeker. Stalker'ın tabiriyle sinemanın ozanıdır.
Lacrimosa / Ağlamak
12.10.2011
Great Expectations
Ridiculous Thoughts live in Paris
Büyük beklentilerimiz bi' Charles Dickens romanı değil...
The Cranberries, 2002'deki toplama Stars albümünden 10 yıl sonra 14 Şubatta Roses albümüyle dönüyor. Gerçi 14 Şubatta tarihi potansiyel bi' çiçek, börtü böcek albümü çağrıştırarak korkutmuyor değil...
Limerick'in zalım çocukları, Allah'ınız varsa ki sapına kadar Katoliksiniz, adam gibi albüm yaparsınız da beklediğimize değer. Ben çocuklarımın da yeğenlerimin de The Cranberriesle büyümesini, bana Ode to My Family türküsü seslendirmesini istiyorum. Bu hakkı verdiniz bizlere, biz de histerikçe isterik..Bi' No Need to Argue gibi albüm hakkımız değil mi önce onu kararlaştıralım.
Dünya Gözüyle The Cranberries
7 Yılın Hikayesi
Rock'n Roll'un Steril Çocukları
5.10.2011
18.09.2011
Gitmek
Atalarının izinden, onların yolundan gitmeyi düşündün mü hiç?
"Anatol köklerimizi unuttun mu?"
"Anatol köklerimizi unuttun mu?"

Cengiz Han'ın İzinde - (O Genghis)
22.08.2011
1.08.2011
30.07.2011
Yarım Yüzyıllık Tutsaklık
"... Fermina Daza sunağın yanındaki insanların büyük çoğunluğunu selamladı, ama en son kalan yakın dostlarını sokak kapısına dek uğurladı; kapıyı her zaman yaptığı gibi kendisi kapatmak için. Gücünün son zerresiyle tam kapatacakken, boş salonun ortasında yas giysileri içinde Florentino Ariza'yı gördü. Buna sevindi; çünkü onu yaşımından çıkaralı yıllar olmuştu ve vicdanı unutuluşla arınmış olarak ilk defa görüyordu onu. Ama ziyareti için ona teşekkür etmeden,Florentino Ariza şapkasını, titreyerek, saygıyla göğsüne bastırdı ve yaşamının dayanağı olan yarayı deşti:
'Fermina,' dedi, "sana sonsuz bağlılık ve bitmeyen aşk andımı dile getirmek için yarım yüzyıl bekledim bu anı"...
Fermina Daza'nın ilk dürtüsü, daha kocasının cesedi mezarda soğumadan evin kutsallığına saygısızlık ettiği için Florentino Ariza'yı lanetlemek oldu. Ama öfkesinin ağırbaşılığı önledi onu. 'Defol' dedi..."
Gabriel Garcia Marquez | Kolera Günlerinde Aşk
'Fermina,' dedi, "sana sonsuz bağlılık ve bitmeyen aşk andımı dile getirmek için yarım yüzyıl bekledim bu anı"...
Fermina Daza'nın ilk dürtüsü, daha kocasının cesedi mezarda soğumadan evin kutsallığına saygısızlık ettiği için Florentino Ariza'yı lanetlemek oldu. Ama öfkesinin ağırbaşılığı önledi onu. 'Defol' dedi..."
Gabriel Garcia Marquez | Kolera Günlerinde Aşk
16.07.2011
No Quarted
Robert Plant, Led Zeppelin'in bitmek bilmeyen yeniden birleşme söylentileri için, " tekrar bi' araya gelirsek para dolu bi' çanta için olmaz' demişti. 94'te Mtv için bi'araya geldiler, rivayetlere göre Paul Jones'ı satarak...
Projede avangard takıldılar, Arap çöllerinde Faslı ve Mısırlı müzisyenlerle ortak şarkılar söylediler. Fas'a gittiler, yerel müzisyenlerle takıldılar ki her zaman için o kültüre yatkındılar. Kashmir'i de Fas çöllerinde seyahat ederken yazmışlardı. Yukarıdaki dvdyi bugün D&R'de indirimli görüp aldım, koleksiyonda olsun, göz çıkarmaz. Dvd içeriği zayıf... Kötü bi' şarkıya klip, Robert Plant'in ve Jimmy Page'in Fas'ta bi' sıra gecesinde çekilmiş görüntüleri var. İlgimi çeken başka bi'şeyse Londra da sokak ortasında Mtv'nin Plant ve Page ile röportajları var ama bi' Allah'ın kulu da "bülent başgaaaaan" şeklinde efsanelere ilişmiyor, bıraktım imza isteyeni kafasını çevirip bakan yok. Bugün Sinan Akçıl'ı dinlemek için binlerce kişi stadyum dolduruyor.
Dvd kötü dedim, çünkü proje kötü. Herkesin 'keşke yapmasaydım' dediği işler vardır, Led Zeppelin'in bile..
*Şovun sonunda Plant ve Page'in Mısırlı perküsyoncularla ortaklaşa derledikleri Kashmir var. Tadından yenmiyor, sizde tadın diye...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







