6.05.2012
Kötü Tohum
Güzellik rekabetle gelmedi. Rekabet etmeden de güzel şeyler kazanabilirsin.
Nick Cave neden Mtv en iyi şarkıcı adaylığını reddettiğini anlatıyor.
" Sevgili MTV Ekibi,
Öncelikle sizlere teşekkür etmekle başlamalıyım. Yıllardır bana verdiğiniz desteğe minnettarım ve en iyi erkek sanatçı dalında aday olmayı da bir iltifat olarak görüyorum. Kylie Minogue ve P.J. Harvey ile son albümümüzde yer alan parçaları canlı çalmamız için bize ayırdığınız zamanı da gözden kaçırmadığımı, çok mutlu olduğumu belirtmek isterim. Bu yüzden tekrar en samimi duygularımla sizlere minnettar olduğumu hatırlatmama izin verin.
Bu mektubu en iyi erkek sanatçı için adaylığımın geri çekilmesini istemek için yazıyorum. Bunu istemenin benim için gerekli olduğunu hissediyor, bu ve bunun gibi ödül törenlerinin rekabetçi doğası içinde bugünde ileride de yer almak istemediğimi dile getirmem gerektiğini düşünüyorum. Bu adaylığı daha rahat düşünen biri almalı. Her zaman müziğimin eşsiz ve ender olduğunu düşündüm. Ben kimseyle rekabet etmem.
Benim ilham perimle olan harika ilişkim çok narin. Ben, onun kırılgan doğasını rahatsız edebilecek, onu incitebileceğini düşündüğüm bu tip etkilerden korumakla görevli olduğuma inanıyorum.
Bana ödül olarak şarkılarla gelen ilham perime karşı tüm sorumluluklarımı saygı ile yerine getiriyorum. Bu durumda onu rekabete sürüklemek oldukça kırıcı olacaktır. Benim ilham perim bir at değil, bende at yarışçısı değilim. Dolayısıyla bu kesik kafalarla dolu salonda, ışıltılı ödüller için onu koşturmayacağım. İlham perim yok olabilir, beni tamamen terkedebilir!
Dolayısıyla sevgili MTV insanları, son albümümün arkasında durduğunuz, şevk ve enerjimi paylaştığınız için sizlere teşekkürederim. Çok teşekkür ederim ama hayır, bunu yapamayacağım.
Saygılarımla,"
Nick Cave
Kaynak: Radyo Eksen
28.04.2012
Perry Boys
Tenis giyim markasından bugünlerin en iyi casual markalarından biri haline gelmiş Fred Perry. Türkiye'deki bilinirliğiyle 'Behlül'ün giydiği tişört.
15.04.2012
20th Anniversary of The Same Style
C.P Company Goggle Jacket
The C.P. Company Goggle Jacket was originally designed by Massimo Osti as a gift, as part of C.P. Company's sponsorship involvement in the 1988 edition of the iconic Mille Miglia (Thousand Miles) Italian open road endurance race. Its design features embody the cautious study of all functionality and innovation details derived from car racing. Its most original design features were the hinging goggles built into the hood and the window on the left sleeve through which a driver could check his watch whist driving.
11.04.2012
Dolce Vita
| Colloseo'da Ay |
Roma'ya gittik geldik, UP blog için yazdığım için buraya yazmaya mecalim kalmadı. Roma'ya gitmeden önce hiç bi' tatil kitabını okumadan, direkt bloglardan bilgi aldığım- grazie Kerimcan- için bi' nevi sosyal sorumluluk vazifesi edindim kendime geziyi yazmayı.
Öncelikle Romalı adamı İstanbul'a getirip 'işte burası da tarihi bi' kent' deyip güldürmeyin kendinizi, turizm gösteriniz rakı-şiş kebap-boğaz üçlemesiyle sınırlı kalsın. Roma da nerdeyse 2000 yıl önce ne yapıldıysa aynısını muhafaza edip günümüze saklamışlar.Hepsi cillop gibi korunmuş. Sen İstanbul'u almışsın ağzına sıçmışsın resmen. Lümpen duyguların tatmin olsun diye gittiğin o dandik filmi izlemekle iş bitmiyor. Roma'yı görünce İstanbul'u almakla bitmediğini anlıyorsun işin, ona Roma gibi de göz kulak olacaksın ki manası olsun. Adam geldi İstanbul'un en önemli caddesine avm dikti, Roma'da yiyorsa yap.
Roma'da Fuicimino havaalanına inerseniz benim gibi kamillik yapıp 30 euroluk shuttlelara binmeyin. En fazla 2 vesaitle şehir merkezine varabilirsiniz, o da totalde 6 euro falan eder. Otelinizi de tarihi tursitik yerlerine yakın olan yerlere almanızda haliyle fayda var. Roma'nın Sultanhamet civarı Piazza Navonna kısmı mesela.
| Aşk Çeşmesi. İtalyancası daha melodik;Fontana di Trevi |
O müzeye gidin bu caddede dolaşın demeyecem. Üç tane İtalyanca mekan yazınca zaten unutacaksınız 2 satır sonra isimlerini, hemde kafanız karışacak.
Roma'ya iner inmez bi' harita edinin. Hiç diagonel Türk mantığıyla, 'sora sora Bağdat bulunur' heveslerine kapılmayın. Zira Roma'da kimse doğru düzgün İngilizce bilmiyor, öyle turist canlısı da hiç değiller zaten. Bi' Laleli esnafını çok ararsın orada. Zaten haritayla altını üstünü çok rahat getirebiliceğin bi' şehir Roma, ben yaptım, büyük düşünmene gerek yok sende çok rahat yaparsın.
Roma, 1 euroyu 2.5 tl ile çarpan bizler için biraz pahalı gibi gelebilir ama euro üzerinden hayatlarını idame ettirenler için çokta pahalı değil. Turist kenti olmasına rağmen hemde. Turist demişken şehir resmen turist kusuyor. İtalyanlar da bıkmışlar zaten bu durumdan, kimsenin turistleri iplediği yok.
Gastronimiye gelelim. Bi' İstanbul değil. Tamam patatesten başka bi'şey yememiş Alman için farklı lezzetler var ama bizle kıyaslanamayacağını için fazla yazıp çizmeyeceğim. Panini denen ayak üstü tıkınma aksiyonları var. Bizim Şöhretler gibi düşününün. Ekmek üzeri erittikleri peynirleri var, güzel. İtalya'da pizzanın hası Napolideymiş . Bu arada 'Annem 1 tabak makarnaya 11 euro verdiğimi duyarsa öldürür beni '
Roma'da Starbucks yok, gidip check in yapamaz, bardağı instagralamayazsanız ağlamayın diye yazıyorum şimdiden.Zaten instagram, androidli köylülerin oyuncağı haline geldiğinde beri bozuğum, bi' o kadar da jakoben. Starbucks yok ama dünyanın lezzetli kahveleri bu şehirde yapılıyor olabilir. Yozgatta da içtim kahve mukayese edebiliyorum o yüzden. Bi' kafeye gidip espresso siparişi verin, espressonun hazırlanış ritmine biteceksiniz. Bitmezseniz espressonuz benden. Ne de olsa en fazla 1.5 euro
Neyse, Roma'ya gidince Kolezyuma, Phanteon'a, Vatikan'a, Aşk Çeşmesine falan mutlaka gidin. Zaten gidecekseniz. Ben Aşk Çeşmesine bayıldım, hele gitttiğimiz ilk günün akşamında ara sokaklarda dolaşırken bi' anda karşımıza çıkan Phanteon'u görünce şok olmuştuk, öyle muazzam bi' yapı, vaffanculo!
Aşk Çeşmesinde takılırken hava da güzeldi, turistiz ya Roma bizim, bize her yol mübah diyerek yayıldık biraz, anında polisler düdük öttürdü, kalkın diye. Bu arada Aşk Çeşmesine dilek tutup bozuk para atmak gibi turist zımbırtıları yapmadık elbette; ama Roma belediyesinin o çeşmeden günlük hasılatı 3000 euro falanmış. İstanbul belediyesi yapsa hemen auuuvvvv...
İspanyol merdivenine gidince, merdivenlerin tam altında Babingtons Tea diye bi' mekan var. Allah'ını seven anneme bi' demlik çaya ve 3-5 kurabiyeye 15 euro verdiğimi söylemesin. Evde ne kadar çaydanalık varsa kafamda parçalar. Ama mekan 10 numara, instagrama deli malzeme çıkar. Tumblr kızları bayılacaksınız.
Vatikan'a gidip ruhani hava bulalım dedik, Vatikan'ın etrafı Kadıköy salı pazarı olmuş. Ayini bile parayla yapacaklar nerdeyse. Şansımıza Papa'nın sohbeti vardı pazar sabahında. Papa 'oo Amerikalılar da gelmiş diyor', Amerikalılar auuvv diye alkışlıyor. Papa, 'vay İspanyolları mı görüyorum orada' diyor İspanyollar alkışlıyor. Liseli bi' ortamla kaşılaştık Vatikan ayininde anlayacağınız mübarekler. Ayrıca Vatikan müzesine mutlaka gidin, 15 euro verdik girişte. 3 saat falan kaldık içerde. Fifty centini bile heba etmedik 15 euronun yooo.
| Arte5 Roma'nın pop art cenneti , gidilesi mekan |
Deli gibi scooter ve Vespa kaynıyor ortalık. Döpiyesli, topuklu, minili hatunlar, ciks İtalyan erkekleri hep motorizeler. Bi' an için takım elbiseleriyle babamı işe giderken düşündüm o Vespalar üzerinde, yok olmuyor.
Baffetto diye bi' pizzacı var Roma merkezde, oraya gitmeyin. En az yarım saat sıra beklersin kapı önünde. Çalışanlar Gazi Osmanpaşa Şanzelize kafenin sahipleri gibi elitler, öyle havalı davranıyorlar müşterilerine yani. Mevzu çıkmasına ramak kalmıştı ama malum bi' Schengen vizesi öyle kolay alınmıyor.
Turistler çok yüz vermiyor ama nehrin öbür yakasında kalan Trastevere diye bi' bölge var. Ben bayıldım, sessiz sakin, 10 numero mekanlar ve sokaklar var. Yolunuzu düşürün mutlaka gidin.
Bu arada gidenlere bilgilendirme olsun. Nedenini anlamadık ama Roma'da şehir içi otobüsler beleş :)
Hayat Romalılar'a güzel. kaymak gibi şehir, ne trafik stresi var ne bi'şey. Çeşme suyu bile içilebilir. İstanbul'da aklına gelen tahammül edilemez ne varsa Roma'da onlar yok. En fazla hayırla yadetmediğim çekik gözlüler var, onlar da heryerde oldukları için en fazla görüntü kirliliği.
Tatlı hayat Romalı'nın kaderine işlenmiş.
| Cennetin prototipini Roma'ya yapmışlar. |
| Çamlıca tepesinden Roma manzarası |
| Trastevere'de unlu mamüller |
| Espresso ve ekose kumaş |
![]() |
| Önünde damacana kuyruğu olmayan çeşmeye çeşme diyor muyuz? |
| Trastevere'ye uğrarsanız mutlaka gidin |
| Roma sokaklarında bi' tanıdığa rastlamak |
| Vatikan müzesi tavanı, bizimkiler yavan kalıyor resmen |
| Tough guys never ride pink! |
| Sessiz ve kederli Trastevere geceleri |
| Roma Şöhretler |
| İspanyol merdivenlerini inerken sağda; Babingtons Tea |
| Fendi |
| Stone Island |
24.03.2012
Streetwear Store
22.03.2012
17.03.2012
Lovemark: Stone Island
Stone Island Roma
80's Casuals döneminin belki en kült markası. Özellikle dönemin İngiliz taraftarları arasında çok tercih edilen bir marka olması Stone Island'ı zamanla kült mertebesine eriştirmiş, bu da ilk olarak fiyatlara vurmuş. Bugün Avrupa tribünlerinde en çok tercih edilen şapka Stone Island şapkaları. Mont demiyorum çünkü en ucuzu nerdeyse 300 euro olan montolar haliyle çok ilgi görmüyor. Onun yerine The North Face Avrupa sokaklarını esir almış. Meraklasına İstinye Park Beymen Blender'da Stone Island ürünleri satılıyor.
5.03.2012
Positioning in Trastevere
Trastevere'de ıslak bir gece. Kulağımda A Single Man'in soundtrack albümünden Blue Moon, dolanıyorum. Trastevere'de zaten pek turist yok. Yağan hafif yağmur da varolanı otellerine kaçırmış. O saatte nerden aklıma geldi bilmiyorum ama tam konumlandırma üzerine düşünürken sokak arasında o güzel lokantanın tabelasını gördüm, çok düşünme payı bırakmadan içeri girdim. Niyetim pizzacı bulmaktı ama spagettide bu tabela için tercih edilebilir neden oldu.
İlk olarak çalışanların üzerine giydikleri tişört hoşuma dikkatimi. Bir lokanta için yapılabilecek en iyi tişörtü yapmışlar, logosu, arması rengi enfes. Duvarda asılı olduğunu da görünce satılık olduğunu düşündüm, doğru satılıkmış ama tükenmiş. Roma'ya benden önce ilk yolu düşene getirtmek üzere, ıslak Trastevere gecesine devam ettim.
Blue Moon | A Single Man Soundtrack
1.02.2012
13.01.2012
Ne Yaparsan Yap Bir Hikayesi Olsun
Hangi gazeteyle söyleşi yapmak istersin diye sorsalar aklıma ilk gelen Radikal olurdu.
Bağımsız bir sokak markasıyız. Ağırlıklı olarak futbol kültürü, tribün kültürü ve sokak kültüründen esinlendiğimiz ürünler üretiyoruz. İlk koleksiyonumuzu geçen yaz çıkardık. Bir kaç sene önce eBay’den futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili bir tişört sipariş etmiştik. Kalite olarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu da “Neden kendi istediğimiz ürünleri biz yapmayalım ki” fikrini doğurdu. Mottomuz “Şikâyet etme kendin yap.” Türkiye zaten tekstil cenneti. İki, üç tişört yaptık sonra kataloğumuzu genişlettik. Blog havasında bir internet sitesi yaptık. Ve sitemiz üzerinden çıkış yaptık. Az sayıda basılmış, özel ve herkes gibi giyinmek istemeyenlere hitap ettik. Aldığımız geri dönüşler de çok iyi oldu. İnsanlar bu tip ürünleri ya yurtdışından alıyordu ya da hiç alamıyordu. Tasarımını beğendiğimiz ürünlerin kalite bakımından vasat olması ortaya çıkış nedenlerimizden bir tanesi. Güçlü ve özgün tasarımın mutlaka kaliteli bir kumaş ve baskı türüyle desteklenmesi gerektiğine kanaat getirdik. Başkalarının yapmadığı da buydu aslında.
Röportajdan önce her ürünün bir hikâyesi olduğunu söylediniz...
Evet, biz her ne yaparsan yap bir hikâyesi olmalı diye düşünüyoruz. Her ürünün arka planında bir öykü var. Bu da ürüne değer katıyor. Derdimiz giydiğimiz şeylerin anlam taşıması, bizi anlatan bir şeyler ifade etmesi. Yoksa bir tişörtte anlamsız bir cümle yazdığında hoşumuza gitmiyordu. Biz ürünlerimizde hikâyeler üzerinden gittik.
Ürünleriniz sınırlı sayıda basılıyor değil mi?
100 adedi geçirmemeye çalışıyoruz. Sınırlı sayıda ürün üretmek önemli. Marka değerlerimizden birini de bu teşkil ediyor. Giyindiğimiz şeylerin az kişide olması o ürünü daha anlamlı kılıyor. Biten ürünler konusunda çok talep geliyor ama ikinci partiyi asla yapmıyoruz. Bu tavrın getireceği ticari dezavantajı ileride bol çeşitli koleksiyonlarla giderebileceğimizi düşünüyoruz.
Steve McQueen, Eric Cantona gibi isimlerin tişört ve sweatshirt’lerini yaptınız. Yerli isimler de olacak mı?
En sevdiklerimizden başlayalım dedik. Ben Steve McQueen’i çok severim. Ama Steve McQueen’le ilgili bir ürün bulamıyordum. Diğer markalar yeni yeni getirtiyor. Eric Cantona’yı yaptık. O başlı başına bir futbol kültürü objesi, onu es geçemezdik. Cantona bizim kitlemizin de seveceği bir isimdi. Cantona ürünü yapma fikri Ken Loach’ın ‘Looking For Eric’ filminden sonra aklımıza geldi. Güzel referans oldu bizim için. Türkiye’den isimler de yapılabilir ama biraz sıkıntılı bu işler Türkiye’de. Rıdvan Dilmen, Metin Oktay, Baba Hakkı gibi isimlerle ilgili çalışmalar yapmak isteriz. Futbol kültürü tarafından benimsenmiş isimler ya da alt kültüre ait isimler olabilir. Ama Türkiye’de tescil meseleleri de var. Bu konunun başımızı ağrıtmasını da istemeyiz. Rıdvan’ı yaptığımız zaman bir sıkıntı yaşayabiliriz mesela. Cantona en azından başımızı ağrıtmaz. (gülüyor)
Yeni ürünleri ne zaman gelecek?
Ultras Project bir arkadaşlık projesi şu noktada, hayatımızı idame ettirdiğimiz bir mecra değil. Ayrı işlerimiz var. Ultras Project tutkumuz. Bir arkadaşımız bankacı, biri iletişim sektöründe uzman yardımcısı. Mesaiden çıkıp baskıların başında duruyoruz, kumaş taşıyoruz, tatil günlerimizde sabahın köründe kalkıp tekstilcilere gidiyoruz. Tabii ki ticari bir iş, ürün satıp parasını alıyoruz. Geçen yaz koleksiyonunu ve kış koleksiyonunu biraz önce anlattığım şartlar nedeniyle biraz geç çıkardık. Yenileri bir kaç ay içinde hazır olacak.
Yeni ürünlerde kimler olacak?
Tasarım süreci spontan şekilde gelişiyor. Çok önceden tasarladığımız işler yok. Not defteri taşıyoruz devamlı. Anlık esinlenmelerden oluşuyor tasarımlar. Sonra tartışmasını yapıyoruz. Önümüzdeki sezon için yazar Jack Kerouac var mesela. Kerouac yol metaforu açısından değer verdiğimiz bir isim. Onunla ilgili Türkiye’de bir ürüne rastlamadım. Futbolla ilgili Roberto Baggio, yine Eric Cantona ve bir de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Socrates ile ilgili bir tişört yapacağız. Alt kültüre, sokak ve tribün kültürüne ait şeyler olacak.
(www.ultrasproject.com adresinde satılan tişörtler 20 ile 60 TL arasında)
Farklı sektörlerde çalışan üç arkadaş Asım Duman, Koray Özdemir ve Bilal Arıcı sokak, futbol ve tribün kültüründen öykülerini tişörtlerle anlatıyor. Tişörte taşıdıkları isimler arasında Steve McQueen, Eric Cantona gibi idoller var. 'Sokak markası' diye tanımladıkları Ultras Project'in hikâyesini Asım Duman anlatıyor
Ultras project nedir?Bağımsız bir sokak markasıyız. Ağırlıklı olarak futbol kültürü, tribün kültürü ve sokak kültüründen esinlendiğimiz ürünler üretiyoruz. İlk koleksiyonumuzu geçen yaz çıkardık. Bir kaç sene önce eBay’den futbol ve taraftarlık kültürüyle ilgili bir tişört sipariş etmiştik. Kalite olarak büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bu da “Neden kendi istediğimiz ürünleri biz yapmayalım ki” fikrini doğurdu. Mottomuz “Şikâyet etme kendin yap.” Türkiye zaten tekstil cenneti. İki, üç tişört yaptık sonra kataloğumuzu genişlettik. Blog havasında bir internet sitesi yaptık. Ve sitemiz üzerinden çıkış yaptık. Az sayıda basılmış, özel ve herkes gibi giyinmek istemeyenlere hitap ettik. Aldığımız geri dönüşler de çok iyi oldu. İnsanlar bu tip ürünleri ya yurtdışından alıyordu ya da hiç alamıyordu. Tasarımını beğendiğimiz ürünlerin kalite bakımından vasat olması ortaya çıkış nedenlerimizden bir tanesi. Güçlü ve özgün tasarımın mutlaka kaliteli bir kumaş ve baskı türüyle desteklenmesi gerektiğine kanaat getirdik. Başkalarının yapmadığı da buydu aslında.
Röportajdan önce her ürünün bir hikâyesi olduğunu söylediniz...
Evet, biz her ne yaparsan yap bir hikâyesi olmalı diye düşünüyoruz. Her ürünün arka planında bir öykü var. Bu da ürüne değer katıyor. Derdimiz giydiğimiz şeylerin anlam taşıması, bizi anlatan bir şeyler ifade etmesi. Yoksa bir tişörtte anlamsız bir cümle yazdığında hoşumuza gitmiyordu. Biz ürünlerimizde hikâyeler üzerinden gittik.
Ürünleriniz sınırlı sayıda basılıyor değil mi?
100 adedi geçirmemeye çalışıyoruz. Sınırlı sayıda ürün üretmek önemli. Marka değerlerimizden birini de bu teşkil ediyor. Giyindiğimiz şeylerin az kişide olması o ürünü daha anlamlı kılıyor. Biten ürünler konusunda çok talep geliyor ama ikinci partiyi asla yapmıyoruz. Bu tavrın getireceği ticari dezavantajı ileride bol çeşitli koleksiyonlarla giderebileceğimizi düşünüyoruz.
Steve McQueen, Eric Cantona gibi isimlerin tişört ve sweatshirt’lerini yaptınız. Yerli isimler de olacak mı?
En sevdiklerimizden başlayalım dedik. Ben Steve McQueen’i çok severim. Ama Steve McQueen’le ilgili bir ürün bulamıyordum. Diğer markalar yeni yeni getirtiyor. Eric Cantona’yı yaptık. O başlı başına bir futbol kültürü objesi, onu es geçemezdik. Cantona bizim kitlemizin de seveceği bir isimdi. Cantona ürünü yapma fikri Ken Loach’ın ‘Looking For Eric’ filminden sonra aklımıza geldi. Güzel referans oldu bizim için. Türkiye’den isimler de yapılabilir ama biraz sıkıntılı bu işler Türkiye’de. Rıdvan Dilmen, Metin Oktay, Baba Hakkı gibi isimlerle ilgili çalışmalar yapmak isteriz. Futbol kültürü tarafından benimsenmiş isimler ya da alt kültüre ait isimler olabilir. Ama Türkiye’de tescil meseleleri de var. Bu konunun başımızı ağrıtmasını da istemeyiz. Rıdvan’ı yaptığımız zaman bir sıkıntı yaşayabiliriz mesela. Cantona en azından başımızı ağrıtmaz. (gülüyor)
Yeni ürünleri ne zaman gelecek?
Ultras Project bir arkadaşlık projesi şu noktada, hayatımızı idame ettirdiğimiz bir mecra değil. Ayrı işlerimiz var. Ultras Project tutkumuz. Bir arkadaşımız bankacı, biri iletişim sektöründe uzman yardımcısı. Mesaiden çıkıp baskıların başında duruyoruz, kumaş taşıyoruz, tatil günlerimizde sabahın köründe kalkıp tekstilcilere gidiyoruz. Tabii ki ticari bir iş, ürün satıp parasını alıyoruz. Geçen yaz koleksiyonunu ve kış koleksiyonunu biraz önce anlattığım şartlar nedeniyle biraz geç çıkardık. Yenileri bir kaç ay içinde hazır olacak.
Yeni ürünlerde kimler olacak?
Tasarım süreci spontan şekilde gelişiyor. Çok önceden tasarladığımız işler yok. Not defteri taşıyoruz devamlı. Anlık esinlenmelerden oluşuyor tasarımlar. Sonra tartışmasını yapıyoruz. Önümüzdeki sezon için yazar Jack Kerouac var mesela. Kerouac yol metaforu açısından değer verdiğimiz bir isim. Onunla ilgili Türkiye’de bir ürüne rastlamadım. Futbolla ilgili Roberto Baggio, yine Eric Cantona ve bir de geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Socrates ile ilgili bir tişört yapacağız. Alt kültüre, sokak ve tribün kültürüne ait şeyler olacak.
(www.ultrasproject.com adresinde satılan tişörtler 20 ile 60 TL arasında)
31.12.2011
I told my friends your story
One journey for you and it's worth it.
One life with me and it's magic.
26.11.2011
Porque
Benimkisi blogspot altyapısıyla tumblr oynamak gibi. Bi' kaç foto bi' kaç video, altına da 2 satır yazı...
Turkish Depeche Mode
12.11.2011
Sinemanın Ozanı
Benim az konuşan adama saygım büyük. Terrence Malick az konuşur az film çeker. Stalker'ın tabiriyle sinemanın ozanıdır.
Lacrimosa / Ağlamak
12.10.2011
Great Expectations
Ridiculous Thoughts live in Paris
Büyük beklentilerimiz bi' Charles Dickens romanı değil...
The Cranberries, 2002'deki toplama Stars albümünden 10 yıl sonra 14 Şubatta Roses albümüyle dönüyor. Gerçi 14 Şubatta tarihi potansiyel bi' çiçek, börtü böcek albümü çağrıştırarak korkutmuyor değil...
Limerick'in zalım çocukları, Allah'ınız varsa ki sapına kadar Katoliksiniz, adam gibi albüm yaparsınız da beklediğimize değer. Ben çocuklarımın da yeğenlerimin de The Cranberriesle büyümesini, bana Ode to My Family türküsü seslendirmesini istiyorum. Bu hakkı verdiniz bizlere, biz de histerikçe isterik..Bi' No Need to Argue gibi albüm hakkımız değil mi önce onu kararlaştıralım.
Dünya Gözüyle The Cranberries
7 Yılın Hikayesi
Rock'n Roll'un Steril Çocukları
5.10.2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








