31.01.2010

Televizyon Tarihinin En Büyük Orospu Çocukluğu

Hep okur duyardım ama izlememiştim.  2009 MTV müzik ödüllerinde, en iyi kadın video sanatçısı ödülünü Taylor Swift aldığında sahneye çıkan Kanye West lavuğunun "Bu ödül Beyoncé'nin hakkı, bu ödül aslında O'nundu." demesinden bahsediyorum. Hangi şerefsiz evladı böyle birşey yapabilir ki diyordum hep, yapmış dallama. Swiftse bu olaydan sonra haliyle şoke olmuş, ağlamıştı.

Dün geceki Grammy ödüllerinde en iyi albüm ödülünü country şarkıcısı Swift'e gitmiş. Ucube Gaga ve koca götlü Beyonce babayı almışlar. Swift'in tek şarkısını dinlemişliğim yoktur. Country müzik deyince de aklıma Johhny Cash'ten ötesi gelmez. Ama o olaydan sonra bacımdır Swift.

18.01.2010

Easy Rider*


Dennis Hopper 73 yaşında, pankreas kanseriyle savaşıyor. Muhtemelen yakında ölecek. Ben ölmeden yazayım 'kör ölür badem gözlü olur' olmasın.
Hopper'la ilgili bu aralar çıkan tüm haberler ölüm döşeğinde 6. karısıyla boşanacağıyla ilgili... Mesele miras meselesi. Hopper geriye kalan mirasını 14 yıllık karısına koklatmak istemiyor. Öbür tarafta ne olur endişesinin yerini geride bıraktıklarım ne olur endişesi almış.

Easy Rider Hopper'a saygı duymak için yeterli bir film. Amerika'yı bi' uçtan bi' uca gezen motorsikletli iki uyumsuzun hikayesi Easy Rider...
Hopper Peter Fondayla tanışıp 300.000 dolar maliyetle çekmişler filmi. Filmin sonun umut vadetmediğini söyleyen Bob Dylan final sahnesi için şarkı vermek istememiş. Filmin asit tribi sahneleri gerçek, Hopperla Fonda otlanıp çekmişler. İki uyumsuzun hikayesi dedik ailenizin şeker çocuğu Keremcem'in değil. Easy Rider özgürlük filmi değil, özgürlüğün olmayışının filmi.

Hopper:
"Özgürlük yürüyüşüne katılmıştım(1969), orada yolun kenarında durmuş, biz yürürken üzerimize işeyen ve 'beyaz pislik' diye bağıran bir adam vardı. Vay be! diye düşündüm, göremiyor mu, anlayamıyor mu? 'Biz sadece farklı görünüyoruz aslında aynı sürünün parçasıyız'. Bana bağırmaya devam etti: 'Hippi bozuntusu, komünist, uzun saçlı!' Vay be! Demek istediğim onun saçının kısa olması benim umrumda değilki!'

*"Easy Rider yaşlı orospuların kocası için kullanılan bir deyimdir. Pezevenk değil ama şık gezen züppe anlamında. Çünkü rahat yolu seçmiştir. İşte Amerika'nın başına gelen de budur. Özgürlük bir orospu oldu, hepimiz de rahat yolu seçtik."(Peter Fonda Rolling Stone, 1969)

4.01.2010

Axelgiller'in Mübadele Hikayesi: Kartal Pendik Gitik Geldik

Büyük büyük dedemlerin yani Axel klanının Türkiye'ye mübadelesine devam....


Bizim klan Türkiye'ye gelince  adaptasyon sorunu yaşamış önceleri. Ne anglosakson(kelimenin çağrışımı kötü, kabul) kalabilmişler ne de Türk olabilmişler, Anglo-Türk kırması bi'şey olmuşlar, bizim Euro-Türkler hesabı. Bu uyumsuzluğu örneklendirmek icap ederse, İskoçaya'dan gelen büyük büyük halamın oğlu Esenler'de ekose etekle gezince büyük sorunlar çıkmış mesela. Teddy Boy takılan büyük büyük kuzense Güngören'in bıçkın delikanlıları tarafından "hayırdır birader kırık mısın kamil misin" türü sataşmalara maruz kalıyormuş. Klanının genç kızlarından bahsetmeme gerek yok sanırım.
"Bu nasıl klan lan hayırlı bir tek evlat bile mi çıkmaz" dediğinizi duyabiliyorum..

Bizim klan  kevaşe Margaret'in zulmünden kaçarken burada Milli Şef dönemine yakalanmış.Yağmurdan kaçıp doluya tutulduğunuzu varsayın..Ama onun öncesine İstiklal mahkemeleri var. Şapka giymeyenlerin şehrin muhtelif ağaçlarında sallandırıldığı günler. İstiklal mahkemesinin 3 Ali'sinden Kel Ali ile büyük büyük dedem takışıyor. Mesele alacak verecek meselesi. Kel Ali bi' maç esnasında büyük büyük dedemin Beyaz Nike Celtic şapkasını hacılıyor. Doğal olarak aralarında mevzu çıkıyor. Kel Ali dedeme: "Seni Fizan'a sürerim" diyor.  Büyük büyük dedem de gariban napsın Fizan'ı metafor zannediyor. Nerden bilsin Fizan diye bi' yer var. Cahil cesur olurmuş: "Sürmeyen toptur" diye çıkışınca olan oluyor.

Geçen bölümün esas oğlanı, klanın tescilli hayırsız evladı büyük büyük amcam Türkiye'de tribün olayına giriyor. Ama dikiş tutturamıyor. Bari askere gideyim diyor. Askerliği gazinoda yapmış rahatmış yani. İşte bu bizim klanın hikayesi.

24.12.2009

Yerel Takımınızı Destekleyin

Bu özünde bir mübadele  hikayesdir. Tarkovski alınmasın ama bu seferki göndermem Theo Angelopoulos'un Ağlayan Çayırı'na.

Dönem 70'ler, herşey uçuk kaçık... Büyük büyük dedemler, amcamlar anglosakson kökenlidir. Büyük büyük amcamın bi' tanesi Sunderland tribününü kovalıyor o zamanlar.  Hafiften FIRM olaylarına girmiş . Beni o amcama benzetirler. Amcamın o dönemden pub arkadaşları anlatırlar, amcam tribünde çok güzel ' Who is manchester? manchester i fuck your sister' çektirirmiş.

Bu esnada diğer amcam Galler'de kıraathane işletiyor.  Dedemler de oturup hergün hükümet kurup kral deviriyorlarmış. Türk işte.

70'ler dedik ama dönemin atmosferini anlatmamak olmaz. İngilitere 'demir leydi' Margaret Thatcher'in ellerinde. Margaret holiganların, punkların, skinheadlerin, pakilerin afedersiniz bi tarafından şırıngayla kan alıyor resmen. Yine afedersiniz alt kültür falan ne varsa anasını ağlatıyor. Devir, Tathacher'ın ellerinde İngiliz lümpenlerinin devri. Amcam sonra bakıyor holigan dalgasından artık çorba parası çıkmayacak, Türkiye'ye kapağı atmak gerek diyor. Dedemlerde kabul ediyorlar. Hem dönünce torunları İmam Hatip'e falan yazdırırız diyorlar.

O günlerde Didim'i, kızıl suratlı veteran emekli İngiliz morukları ve onların; memişleri sarkmış, selülitleri artık balina gibi olmuş kokoş karıları istila etmiş. O zamanın belediye başkanı da ulusalcı bi' tip. 'Vay efendim Türk beldesinde İngilizce fatura olmaz' diyor. Hani, 'abi Didim'de İngilizlere ingilizce fatura gidiyormuş' muhabbeti var ya, o işte..Neyse İngilizler de buna bozuk atıyorlar.
İşte dedemlerin mübadele olayının temelleri böyle atılıyor. Yunanistan, Bulgaristan mübadelelerini biliyorsunuz ama bu İngiliz mübadelesinden haberiniz yoktur muhtemelen...


7 Yılın Hikayesi

The Cranberries üyelerinin 7 yıl sonra bir arada çekilmiş ilk resimleri... Dolores'in oğlunun vaftiz töreninden..
Dolores hala rüküş, toplasan bi 30-35kg çeker, son 7 yılını Somali'de geçirmiş gibi. Yedikleri içtikleri onlara ama 7 yılda müzik adına bişey yok.

14.12.2009

8.12.2009

Miguel


12-13'lü yaşlarımın yatılı okul günleri... Her akşam zorulu ders etüdlerinin ardından 45 dakikalık kitap okuma saati olurdu. O yaşlardaki çocuklar için yapılabilecek en güzel ebebeyn uygulamalarından birisidir herlade bu. Çoğu dünya klasiğini kötü tercümelerinden de o kitap okuma saatlerinde okudum. Kafayı yiyecek derecede Jules Verne kitaplarına düşkündüm mesela. Kafayı sıyırtacak kadar renkli dünya sunuyordu çünkü Jules Verne . O yaşların doğası gereği sadece kız kolejindeki kızları hayal etmenin yanında hayal dünyamız için güzel bir çeşitlilikti.

Yıllar geçip gitti, klasikleri  sağlam çevirilerinden okumak gerekti.Yapı Kredi Yayınları'nın, Cervantes'in La Manchalı Asilzade Don Quijote'si, yani romanların atasının orjinalinden birebir çevirisi var. Özel basım kitapta Cervantes'in o yıllarda (1605) kitap için yazdığı önsöz, kilisenin tasdiki gibi güzel detaylar var (kilise tasdiki lazım tabi, hala engizisyon var, öperler yoksa adamı). İki cilt , 900 sayfa civarında...Tribünden sahaya atsan garanti 4 maç sahan kapanır ..En son Don Quijote'yi orta 1'deyken Timaş yayınlarından okumuştum. Kitapta Don Quijo'teyle Sancho Panza'nın cemaatle namaz kılmadığı kalmıştı bi..

Bunları niye yazıyorum? Üniversite son sınıfa gelmiş, 'bugüne dek 1 kitap okudum' diye böbürlenenmenin olağan sayıldığı memleket şartlarına tahammül edebilme kapasitem zorlandığı için.

30.11.2009

Ahmet Uluçay


Bazılarının erkenden  gideceklerini bilirsin, seni hiç yanıltmaz giderler.Yönetmen Ahmet Uluçay bugün vefat etti. Herkes yaşar ama herkes sahici yaşar mı? Sahici yaşam titri bu adamın üzerinde afili duruyordu. Karpuz kabuğundan gemi yapmak bi metafordu ama karpuz kabuğundan transatlantik yaptı nerdeyse Uluçay.

Üniversite günlerinde 3 arkadaş filmini izlemek için sinemaya gitmiş, 4.yü tamamlayamadığımız için salonu açtıramamıştık. Öğrenci halimizle 4.nün parasını ödeyip salonu açtırma pratikliği de gelmemişti aklımıza. Film gösterimden kalktı, sonradan hep dert oldu bu bende. 4 sinema biletiyle Uluçay'ı finanse edebilme derdi değil, yahu adam hasta haliyle köyde film çekiyor , işte bi şekilde saygı gösterme meselesiydi, olmadı. Tamam Kurtlar Vadisi Gladio'ya gidin izleyin ama film yapmak için evini satan Reha Erdem'in Kosmos'una da gidin. Saygı meselesi çünkü.

21.11.2009

Açık Hava Fanzini



Alfread J. Sirleaf adlı Liberya'nın kadim punklarından(!) bir arkadaş... 2006'dan beri Daily Talk adında günlük gazete yayınlıyor. Ben amatör ruha atfen fanzin demeyi yeğliyorum. Daily Talk'u standart fanzin ebatı A5 kağıtlarda değil Liberya şartlarına uygun olarak şehir merkezinde bir karatahtada yayınlıyor Sirleaf. Hergün düzenli olarak gelip yazıyor. Öneri kutusu falan koymuş, interaktif çalışıyor yani. Okuması da beleş.

Sirleaf'ın derdi iç savaş sonrası milleti biliçlendirmek. Bunu 'genç subaylar tedirgin' yada 'tehlikenin farkında mısınız' türünde hödük manşetlerle yapmıyor ama. İnternet gazeteciliği yapıyorum diye porno sitesi yapan, twitter sayesinde ne kadar dallama olduğunu gördüğümüz gazeteci camiasından daha kayda değer iş yapıyor bu adam.

Alfread anlatıyor..

17.11.2009

Oryantalizm


JIMMY PAGE ET ROBERT PLANT-LED ZEPPELIN_KASHMIR
Robert Plant ve Page Fas'ta tatil yaparken yazmışlar Kashmir'i, sene 1973. Kashmir'in özü onu Kashmir yapan Mağripli/Arap riffleridir. Yaylı, üflemeli, vurmalı çalgılar...

Video Led Zeppelin'in 94'te Mtv Unplugged programında çaldığı Kashmir'in en oryantal hali. Mısırlı perküsyoncular, kumkapı meyhanelerindeki kemancıları andıran keman soloları, Arapça inlemeler...
Edward Said dinlediyse sevmiştir.

9.11.2009

"Rüşvetin Belgesi mi Olur Pezevenk?"



90'ların Türkiyesi'nden hardcore günler. 94'te Civangate skandalında sanıklardan Selim Edes'in Engin Civan'a mahkemede; "Rüşvetin belgesi mi olur pezevenk" dediği günler yani. Skandalın ismi Amerika'nın Watergate skandalından ithaldi. Watergate skandalı Amerika başkanı Nixon'un başını yemiş, bizde de skandala adı karışan Özal ailesine bişeycikler olmamıştı. Richard Nixon hala Amerikan tarihinde istifa ile görevinden uzaklaşan tek başkandır.

Öncesinde, 93'te de İski skandalı patlak vermişti. Rüşvet skandalı, şimdinin Chp'si sayacağımız o zamanın Shp'sinin başını yedi. Ertesi  yılki yerel seçimlerde Tayyip Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı oldu. Zaten Shpli Nurettin Sözen'in İstanbul belediyeciliği adına bugün bile itibarı, sokakları istila etmiş çöp yığınları ve su kesintilerinden ibarettir.
Erdoğan İstanbul'a belediye başkanı olunca, İstanbul'da artık içki içelecek yer kalmayacak diye feryat eden dangalaklar Çiçek Pasajında eylem düzenliyorlardı, Tayyip Erdoğan'ın da "milletimin imanından da sorumluyum" diye saçmaladığı dönemlerdi. Sonrasında Erdoğan bugünlere geldi. Chirac nasıl Paris belediye başkanlığından Fransa lideri olduysa, Ahmedinejad nasıl Tahran belediye başkanlığından bugünlere geldiyse.

Sol bi daha İstanbul'u alır mı? Bence zor. Kılıçdaroğluyla denediler ama işte bi noktaya kadar. Kılıçdaroğlu'nun başkanlığı isteyip istemediği de belli değil. Olupta başına dert mi alsın? Zaten, "seçilirsem her kadına 400-500 lira maaş bağlayacam "diye überfantastik seçim vaatleri olan bir adamın İstanbul'a ne katacağı tartışılır. Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'a başkan olduğu bir ülkede Cem Uzan Cumhurbaşkanı, Osman Pamukoğlu'da başbakan olsun zaten. Baykal muhalefet kalsın, sorsanız o da bunu ister.

O dönemler benim ilkokul günlerim. Evcilik adına komşu kızını mıncıkladığım dönemler... Sınıfta bi çocuk vardı Engin diye, sınıfın güzel kızı Serpille adını çıkartmış, bu rezil(!) duruma da civangate adını takmıştık. Serpil Boşnak göçmeni, sarışın renkli gözlü kısaca Diane Kruger kıvamı bir kızdı. Şimdi büyümüş serpilmiştir epey. Ben yıllardır görmüyorum ama görenlerin nutkunu kesecek güzelliğe sahip olsa gerek şimdilerde..

Engin civan olmak zordu o günlerde, kimse istemezdi. Bizim sınıftaki Engin bile...

7.11.2009

Roll Over

Günün bed haberi benden... 'Telaşa mahal yok Roll kapanmıyor' demiştik ama Roll'ün bugün çıkan 144. sayısı son sayısıymış. 5000 kadar satan bağımsız dergi yükü kaldıramadı anlaşılan.
Alemde kaldıramazsan kaldırırlar diye destek kolu da yok. Grup destekli Rolling Stone'un battığı bir ortamda Roll'un kendi ayakları üzerinde bu sayılara ulaşması mucize gibi geliyordu zaten .